11. Yargı Paketi’ne karşı ortak açıklama

Kültür-sanat alanında üretim yapan; sinema, tiyatro, edebiyat, gazetecilik, müzik, sahne sanatları, araştırma ve kültürel dayanışma alanlarından gelen dernekler, kolektifler, festivaller, sendikalar ve yayınlar olarak 11. Yargı Paketi’ne karşı ortak açıklamamız ve dayanışmaya çağrımızdır.

 

Son haftalarda medyada 11. Yargı Paketi  içeriği yer alıyor. Paket, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete” ve “genel ahlaka” uygun olmayan davranışları, bu davranışları özendiren kişileri/kurumları ve özendirme adı altında her türlü eylemi yargılanabilir hale getiriyor. İktidar tarafından marjine itilen her türlü ifadeye ve bedene açıkça hapis cezası öngörüyor. Genel ahlak gibi ifadelerin muğlaklığı bu paketin keyfi uygulamaları da beraberinde getireceğini iktidarın halihazırdaki uygulamalarıyla şimdiden önümüze koyuyor. LGBTİ+’ların varoluşları başta olmak üzere birçok alanda yasaklamaların ve cezalandırmanın önünü açan bu paket aynı zamanda iktidarın kültürel hegemonyasını kalıcılaştırma çabasının yeni bir adımı.

 

Paket; her türlü ifadenin ve bedenin özgürlüğünü, kişinin kendi kaderini tayinini doğrudan etkileyen; temel hakların özüne dokunan, çeşitliliği tehdit olarak konumlandıran ve cezalandırmayı meşrulaştıran politik bir adım. Yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak yaratıcılık alanlarının da daralmasına zemin hazırlayarak, nefret iklimini güçlendirme ve özgür düşünceyi baskılama potansiyeli taşıyor.

 

Bu taslak tıpkı İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinde, hayvan haklarını koruma iddiasıyla çıkarılıp katliamların önünü açan kırım yasasında, doğayla son bağlarımızı koparmanın önünü açan iklim değişikliği yasasında olduğu gibi zulümle örgütlenen otoriter bir zihniyetin yeni hukuk aracı.

 

Zaten uygulamada neredeyse tamamen imkansız hale getirdiği transların cinsiyet uyum sürecine erişimini sistematik biçimde engelleyen ve hapis cezası öngören; “genel ahlak” ile “biyolojik cinsiyete aykırı davranışta bulunmak veya özendirmek” gibi muğlak kavramlarla zaten anayasal haklara sahip olmayan LGBTİ+’ların sembolik düğün gibi törenlerini bile yasaklayan hükümler, unutulmamalıdır ki yalnızca LGBTİ+’ların varoluşunu ve görünürlüğünü hedef almıyor, “ahlak” ve “kamu düzeni” kavramlarını keyfî biçimde genişleten ve bağımsızlığını ilkesini yitirmiş yargıyla iktidar zaten uygulamada var olan sanatsal ifadeye yönelik kurumsal baskı ve sansür politikalarına da yeni bir yasal zemin hazırlıyor.

 

Sanat; toplumsal söz söylemenin, yansıtmanın, eleştirinin, dışavurumun, görünür kılmanın ve direnişin de yaratıcı alanıdır. Bu alanın daraltılması çabası, iktidarın topluma dayattığı dar ve gerici kültürel normlara polislik yapan RTÜK’ün idari para cezaları ve katalogdan çıkarma kararlarında açıkça görülüyor. Nefret yasaları, baskı mekanizmaları ve finanse edilen toplumsal linçler, iktidarın hayatın her alanına sirayet eden otoritesini ve bu pakette vücut bulan zihniyetini yeniden hatırlatıyor. Bugün Mabel Matiz’e ya da Manifest grubuna yönelen kurumsal baskılar, bu zihniyetin sanat alanına uyguladığı son sansür uygulamaları.

 

Sanat, yapısı itibariyle sürekli ve kolektif inşa edilen, toplumlara karşı sorumluluğu olan bir bellektir aynı zamanda. Çünkü sanat yalnızca estetiği değil; adaleti, hafızayı ve eleştirel düşünceyi de eker.  Bu niteliği, baskı ile organize olan iktidarların sanatı sindirmeye çalışmasına neden oluyor. Dünden bugüne olan budur: yıllardır yasaklanan festivallerimiz, filmlerimiz, kültürel faaliyetlerimiz, sergilerimiz, haberlerimiz ve fırsat alanlarının daraltılmasına karşın üretmeye, sözümüzü ve varlığımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

 

Altını çiziyoruz;

Sanatsal ifade suç değil.

Kültürel çeşitlilik suç değil.

LGBTİ+’ların varlığı suç değil.

Eserlerimiz, örgütlerimiz ve mücadelemiz suç değil!

 

Sanat kurumlarını, meslek birliklerini, sendikaları, insan hakları örgütlerini ve kültür yöneticilerini ortak bir tutum almaya çağırıyor ve uyarıyoruz: Bu sessizlik devam ederse, yarın sahneye konamayacak oyunlar, sergilenemeyecek işler, yayınlanamayacak kitaplar hakkında açıklama yapacağız. Sessiz kalmak, baskının normalleşmesine ve topluma yerleşmesine ortak olmak anlamına geliyor.

 

  1. Yargı Paketi’ne karşı çıkmak; yalnızca sanatın değil, adaletin, eşitliğin, ve özgürce yaşamın yanında durmak demek!

 

İmzalayan kültür-sanat kurumları, kolektifler, sendikalar ve yayınlar:

Akhisar Sinema Derneği (SİNEHİSAR)

Altyazı Sinema Derneği (Altyazı)

Altyazı Fasikül

Amidart Kültür ve Sanat Topluluğu

Anatolia Kültür Sanat Merkezi

Aralık Sahne

Bağımsız Sinema

Barbarları Beklerken Sanat Kolektifi

Barış için Kültürel Araştırmalar Derneği (bakad)

Buradan Nereye?

Deprem Dayanışma Derneği

Disyon

Documentarist

Fareler Tiyatrosu

FilmAmed Belgesel Film Festivali

İşçi Filmleri Festivali

IZDOC – İzmir Belgesel Festivali

KaosGL Dergisi

KaosQ

Karşı Sanat Çalışmaları

Kurgucular Dayanışması (KUDA)

Kültürhane

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi

Lambdaistanbul Kültür Merkezi

Leyli Sanat Derneği

Mersin Sinefil Sinema Derneği (MerSinefil)

Mezopotamya Kültür Merkezi

Mordem Sanat

Muzır Neşriyat / muzir.org

Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası (Müzik-Sen)

Nar Sanat Derneği

Nehna

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi

Pembe Hayat KuirFest

Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği

Queer Documentaries

Red Fotoğraf

Sanat Fabrika

Sarmal Kolektif

Seyri Sokak

SİNE-SEN Sinema Emekçileri Sendikası

Solfasol Gazetesi

Terso Sinema

Tiyatro İşçileri