Türkiye’de sinema emekçilerinin örgütlenme tarihi, sektörün gelişim süreciyle paralel ilerlemiş; üretim koşullarındaki dönüşümler, emek mücadelesinin biçimini de belirlemiştir. 1950’li yıllarda Yeşilçam’ın üretim hacminin artmasıyla birlikte setlerde çalışan teknik ekiplerin, ışıkçıların, kameramanların ve diğer emekçilerin çalışma koşulları daha görünür hale gelmiş; bu dönemde ilk sendikal adım olarak Film-İş kurulmuştur. Film-İş, sinema alanında emek temelli örgütlenmenin öncüsü olmuş; ancak dönemin siyasal ve hukuksal sınırlılıkları, sektörün dağınık yapısı ve yapımcı baskıları nedeniyle bir süre sonra etkinliğini kaybederek kapanmıştır.
1961 Anayasası’nın getirdiği görece özgürlük ortamı, Türkiye’de sendikal hakların ve toplumsal örgütlenmenin önünü açmış; bu anayasal zemin sinema alanında da karşılığını bulmuştur. Bu süreçte kurulan Sine-İş, sinema emekçilerinin hak mücadelesini ilkesel bir zemine taşıyan ilk güçlü sendikal deneyim olarak öne çıkmıştır. Sine-İş, setlerdeki uzun ve güvencesiz çalışma saatlerine karşı mücadele etmiş, pazar tatili hakkının tanınması ve toplu sözleşme girişimlerinin başlatılması gibi somut kazanımlar için çaba göstermiştir. Bu yönüyle Sine-İş, yalnızca ekonomik taleplerle değil, mesleki onur ve çalışma etiği temelinde de önemli bir bilinç sıçramasına öncülük etmiştir.
Ancak 1960’ların sonu ve 1970’lerin başındaki siyasal dalgalanmalar, ekonomik krizler ve sektördeki yapısal sorunlar, bu ilk sendikal hamlenin sürekliliğini zorlaştırmıştır. Sine-İş’in ardından TFİS, Film-Sen ve Kültür-İş gibi farklı sendikal girişimler ortaya çıkmış; her biri sinema alanında örgütlenme iradesini canlı tutmaya çalışmıştır. Ne var ki sektördeki parçalı yapı ve güvencesiz istihdam biçimleri, kalıcı ve kapsayıcı bir sendikal birlikteliğin oluşmasını güçleştirmiştir.
1976-1977 dönemine gelindiğinde sinema emekçileri, sendikal yapıların zayıflaması karşısında bu kez dernekler biçiminde örgütlenme yoluna gitmiştir. Görüntü yönetmenleri, set teknisyenleri ve farklı uzmanlık alanlarından emekçiler kendi mesleki derneklerini kurarak hem dayanışmayı büyütmüş hem de ortak sorunlara birlikte çözüm aramıştır. Bu dernekler, ileride kurulacak daha güçlü bir sendikal yapının altyapısını oluşturmuş; sektör içinde yatay dayanışma kültürünü geliştirmiştir.
Bu dönemin en kritik eşiklerinden biri, 1977 yılı Kasım ayında gerçekleştirilen “Sansüre Karşı Ankara Yürüyüşü” olmuştur. Sinema eserleri üzerindeki ağır sansür uygulamalarına karşı düzenlenen bu yürüyüş, yalnızca ifade özgürlüğü talebini değil, sinema emekçilerinin örgütlü ve kararlı duruşunu da kamuoyuna göstermiştir. Türkiye’nin dört bir yanından gelen sinemacılar ve set emekçileri, Ankara’da bir araya gelerek mesleklerini savunmuş; sansürün yarattığı ekonomik ve sanatsal yıkıma dikkat çekmiştir.
Sansüre Karşı Ankara Yürüyüşü, dağınık durumdaki dernek ve girişimlerin ortak bir çatı altında birleşmesi gerektiği fikrini güçlendirmiştir. Yürüyüş sonrası yapılan değerlendirmelerde, yalnızca sansüre karşı değil; sigortasız çalışmaya, düşük ücretlere, iş güvencesizliğine ve mesleki hak ihlallerine karşı da daha güçlü bir sendikal örgütlenmenin zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Bu bilinçle dernekler bir araya gelmiş ve 5 Ocak 1978 tarihinde Türkiye Sinema Emekçileri Sendikası – kısa adıyla SİNE-SEN – kurulmuştur.
SİNE-SEN’in kuruluşu, sinema tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Sendika, kamera arkasında çalışan set emekçilerinden sanat yönetmenlerine, ışıkçılardan kurgu emekçilerine kadar geniş bir kesimi temsil etmeyi hedeflemiştir. Aynı zamanda sinemanın yalnızca bir sanat alanı değil, aynı zamanda bir emek alanı olduğu gerçeğini güçlü biçimde vurgulamıştır.
SİNE-SEN’in kurucuları arasında teknik ekipten emekçilerin yanı sıra dönemin tanınmış oyuncuları da yer almıştır. Özellikle Cüneyt Arkın ve Semra Özdamar’ın ilk kurucu yönetim kurulunda bulunması, sendikanın sektör genelinde gördüğü desteğin ve meşruiyetinin önemli bir göstergesi olmuştur. Bu katılım, yıldız oyuncular ile set emekçileri arasında dayanışma köprüleri kurmuş; sendikal mücadelenin geniş bir toplumsal karşılık bulmasına katkı sağlamıştır.
Kuruluşundan kısa süre sonra SİNE-SEN’in tabanı, kararlı ve etkili bir mücadele hattı benimsemiştir. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sigorta ve sosyal güvenlik haklarının tanınması, iş güvencesinin sağlanması gibi talepler sendikanın temel gündemini oluşturmuştur. SİNE-SEN, sinema emekçilerinin yalnızca proje bazlı değil, sürekli ve güvenli çalışma hakkına sahip olması gerektiğini savunmuştur.
20 Şubat 1979 tarihinde SİNE-SEN’in Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)’e üye olması, sendikanın kurumsal gücünü ve etkisini artırmıştır. Bu üyelik, SİNE-SEN’i Türkiye işçi sınıfı hareketinin daha geniş bir parçası haline getirmiş; hukuki, örgütsel ve dayanışma olanaklarını genişletmiştir. DİSK çatısı altında yürütülen çalışmalar, sinema emekçilerinin taleplerinin kamuoyunda daha güçlü duyulmasını sağlamıştır.
31 Mart 1980’de TFİS’in kendini feshederek SİNE-SEN’e katılması, sektördeki sendikal birliğin güçlenmesi açısından önemli bir adım olmuştur. Bu birleşme, dağınık sendikal yapının toparlanmasına katkıda bulunmuş; sinema emekçilerinin tek bir çatı altında örgütlenmesi yönündeki iradeyi pekiştirmiştir.
Ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye’deki pek çok demokratik kitle örgütü gibi SİNE-SEN’in de faaliyetlerini durdurmuştur. Sendikanın kimi üye ve yöneticileri gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Buna rağmen yürütülen hukuki süreçler sonucunda SİNE-SEN aklanmış; tutuklu üye ve yöneticiler serbest bırakılmıştır. Bu dönem, sendikanın hafızasında baskılara karşı direncin ve dayanışmanın simgesi olarak yer etmiştir.
Yıllar sonra yeniden faaliyetlerine başlayan SİNE-SEN, değişen üretim koşulları, televizyon ve dijital platformların yükselişi gibi yeni dinamikler karşısında da sinema ve görsel-işitsel alan emekçilerinin haklarını savunmaya devam etmiştir.
2024 yılında Dünya Küresel Sendikalar Birliği Uni Global’e üye olarak Sine-Sen uluslararası emek mücadelesinin de bir parçası oldu. Sine-Sen, 150’den fazla ülkede üye sendikaları aracılığıyla dayanışma ve mücadeleyi örgütleyen Uni Global’e, ülkemizden kültür-sanat alanında üye olan ilk sendikadır.
Günümüzde SİNE-SEN, tüm sinema emekçilerini çatısı altında toplama hedefiyle; güvenceli çalışma, adil ücret, sendikal hakların tanınması ve sansüre karşı mücadele başlıklarında önemli adımlar atmakta ve atmayı sürdürmektedir. Özellikle çalışma sürelerinin yasal sınırlar içerisinde tutulması, sendikal örgütlenmeyi zorlaştıran sendika barajının ortadan kaldırılması, 10 no’lu torba işkolundan çıkarılarak bağımsız bir Kültür-Sanat işkolu oluşturulması gibi alanlarda ısrarlı tutumunu sürdürmektedir. Kuruluşundan bugüne uzanan bu tarih, sinema emekçilerinin örgütlü mücadelesinin, dayanışmasının ve ortak iradesinin güçlü bir ifadesi olarak varlığını korumaktadır.
Kurucularımız:
Mevlüt Ekinci (Set amiri)
Semra Özdamar (Oyuncu)
Aydın Sayman (Reji Asistanı)
Zafer Par (Reji Asistanı)
Fahrettin Cüreklibatur (Cüneyt Arkın) (Oyuncu)
Seyfettin Yılmaz (Set Teknisyeni)
Halil Dedeoğlu (Set Teknisyeni)
Necdet Buvan (Set Amiri)
Cumali Cingü (Set Amiri)
Ekrem Ülgey (Set Teknisyeni)
İhsan Bayraktar (Yardımcı Oyuncu)


